S.O.S-S.O.S "İnsanlıktaki Büyük Kaçak"

SOS_SOS Yaşam tüm hızıyla giderken bazen etrafımıza bakmamız gerek. Bazen aşklarla güzelliklerle dönen başımız nasıl olduysa kötülük kokan bir hale gelmiş ve ihanet denizinde akıntıya kapılan insanlar topluluğuna kapıldık mı dersiniz Sürekli alınan duşlar benliğimizi yıkadığımızı düşündürse de teninizin çürümüş insanlık koktuğunun nasıl olur da farkında olmayız. Belkide ölen ruhlarımızın çürüyen benliğimizin kokularına alıştık ne dersiniz? Bir insan aşkla evlendiği hadi diyelim ki severek evlenmediğiniz ama yinede aynı yastığı paylaştığımız kadınlarımızı öldüren eşlerle can havliyle teninizde ki çürümüşlükten kaçmaya uğraşan kadınlarımız çoğalıyor ülkemizde... Ya da ülkemiz gençleri yaşlılarımız vahşice katledilen hayatlarıyla siz ne kadar yıkanabildiğinizi sansanız da TV'den radyodan size ben hayattan koparıldım mesajları yollamakta. Ve sizin temiz :) olan benliğiniz TV'den yükselen çürümüş kokularla yeniden kirleniyor. Bugünü düşünün neler duydunuz ülkemiz bile olmasa başka ülkelerde kimlerin öldüğünü öğrendiniz??? Ne kadar temiziz acaba? Ya da ne kadar sıklıkta kirleniyoruz mu desem? Sizin bu işlerle bağlantınız değildir sizi kirleten, farkındalıklardan uzak kendi hayatınıza devam ederken göz yumduklarınızdır... Vahşet seviyesi hem ülkemizi hem de dünyayı ihanet denizinde yüzen cesetlerle doldururken sadece etrafınıza bakın istiyorum. İleride kaybedilecekler için belki de küçük bir umut olur belki... İnsanlık dediğimiz vahşet kısmından uzaklaşıp medeniyet ölçüsünde yeni bedenlere, yer vermeyen daha insancıl sevecen olabilmeyi ve insan hayatına değer verebilmeyi yeniden hatırlamamızı diliyorum. İnsanlar medeniyete kavuşuyor gelişiyoruz derken bizler de cansız robotlar kadar duygusuz ve zalim hale geliyoruz sanırım. Birileri devrelerimizle oynamalı bence :)) İnsanlık devrelerimizde büyük bir kaçak varrr :))




İnternetteki Sen ve Sosyal CV'niz

İnternetteki Sen
Bir çoğumuzun malumu, sosyal medya'nın artık hayatımızın bir parçası olduğudur. Eskiden yapmanın bir hayli zor olduğu işlemlerimizi internet sayesinde çok daha hızlı ve kolay bir şekilde yapar olduk, insanoğlu belkide bu kadar kolaylık ve rahatlık sayesinde git gide daha eringeç ve tembel bir hale geliyor, fakat bu başka bir konu tabi ki. Örneğin fatura işlemlerinden tutunda gündelik alışverişlerimizi bile internet üzerinden gerçekleştiriyoruz, sosyal iletişimimizin neredeyse çoğunu sosyal ağlarla sağlıyoruz, gazete almak yerine haberleri, haber sitelerinden, sinemaya gitmek ya da televizyon izlemek yerine bir çoğunu bilgisayar'dan seyrediyoruz ve daha bir çok şeyi internet sayesinde kolaylıkla gerçekleştiriyoruz. Ve işin garip tarafı tüm bunları gayet sıradanlık içerisinde rutin bir şekilde normalmiş gibi yapıyoruz. Farkına varmalıyız ki sosyal medya artık çok ama çok güçlü bir durumda.

Bu güç işverenlerinde dikkatinden kaçmıyor elbette.
Sosyal medyanın aktif şekilde kullanıldığı ülkelerde işe alımlarda bireylerin internet üzerindeki hal ve hareketleri de bu süreçte etkili oluyor. Mesela Facebook profiliniz, Twitter hesabınız, ve benzeri tüm sosyal ağ profilleriniz ve varsa tabiki blogunuz işverenlerin ilk bakacakları yerler arasında bulunuyor. En basitinden Google'a adınızı soyadınızı yazıp aratarak sizinle ilgili bir çok bilgiye ulaşılabilir, daha önce hiç denemediyseniz, deneyip bakabilirsiniz. Bu tarz kişilik analizleri günden güne daha verimli bilgiye sahip olacak, o yüzdendir ki sosyal medya'daki profillerinizi har vurup harman savurmayın, yine basitinden Facebook profilinizi saçma içeriklerle doldurup işverenler üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmayın, yazım şekillerinize dikkat edin ve Türkçe'yi güzel kullanmaya özen gösterin. Mesela ileri ki yıllarda Twitter'daki takipçi sayınız bir fenomen olabilecek kadarsa iş başvurunuz belkide daha olumlu sonuçlanacak. Bloglar ise genellikle kişilerin kendi gerçek karakterlerine en yakın oldukları platformlardır, bir kişinin blogunu gezerek nasıl biri olduğu hakkında ortalama bir bilgiye sahip olabilirsiniz. Psikopat mı, duygusal mı, stres yönetiminde başarılı mı, eğlenceye düşkün mü.. Ve buna benzer kişiliğiniz hakkında bir çok ipucu içerir bloglarımız.

Blogger'lığın bir meslek sayılıp sayılmayacağı fısıltıları günden güne artıyor ancak bir gün gerçek bir meslek olur mu bilinmez, ama hakkının yendiği bariz. O yüzden diyeceğim o ki, bu kısa yazımda tavsiye ettiğim; internetteki yansımanız olan sosyal medya'da daha tutarlı ve kontrollü olmanız.

Vakit ayırdığınız için teşekkürler, iyi bloglar.




Bütün Siyasi Fikirlerinizin Canı Cehenneme!

Bu yazı sistem bağımlıları için fazla komplo teorisi ihtiva edebilir.
Dünya Hepimizin
Dünya'dan başka gidecek yerimiz yok.

İnsan olmanın ön kimlik olmadığı; kendini medeni sanan bir medeniyet kadar ilkel bir medeniyet insanlık tarihi boyunca var olmamıştı belkide.? Bence. 

Bütün bu saçmalığın temeli, sistemin insan genlerine nüfuz edip karakteri ve yaşam biçimini etkilemesidir. Etkileme, hayata hazırlanma ve bebeklik dönemlerinde erken adaptasyondan kaynaklanıyor olabilir. Böyle olmasının nedenine gelecek olursak, insanı diğer bütün canlılardan ayıran en mükemmel özelliği düşünebilme yeteneğine varıyor olacağız. Nitekim diğer bütün canlılar gelişimlerini hayata gelmeden önce tamamlıyor, neredeyse(!) Yalnızca insan doğduğunda yürüyemiyor, göremiyor ve benzeri hayati işlevlerden yoksun dünyaya geliyor. Bir bebek doğduğu andan itibaren uzun bir süre zifiri karanlıkta tutularsa o bebek artık hayatı boyunca bir daha göremeyecektir. Görme yeteneği için ışığa ihtiyaç vardır ve beyin bu sinyalleri almazsa, görmeye ihtiyacı olmadığı bir dünyada olduğunu anlayarak görme sinirleri gelişmeyecektir.

Venüs Projesi'nde şehir yapısı yuvarlaktır.
İdeal şehir yapısı dairedir.

Hayata tutunabilmek ve gerekli ilk motor hareketler için ön kaslar ve benzeri yapısal özellikler gelişmeden dünyaya geliyoruz, sebebi basit, insanoğlu doğduktan sonra da gelişimine devam etmek zorunda ve bu açıdan en büyük gelişim beyinde gerçekleşiyor. Çünkü bireyin nasıl bir dünya ile karşı karşıya geleceğini öğrenmesi ve tanıması için beynin dış dünya'da gelişmeye ihtiyacı vardır. Eğer birey bebekliğini stresli bir ortamda geçirirse, beyin kendini korumaya alır ve ''Hmm demek ki dünya böyle, acımasız, korunmaya ihtiyacın var, menfaatini düşün...'' Komutunu veriyor. Ve karakter, yaşam biçimi buna göre şekilleniyor. Stres derken neyi kastettiğimi belirteyim, içinde bulunduğumuz parasal sistemin getirdikleri, modern kölelik, işveren, işçi ve tüketici döngüsü. Döngü şu şekilde işliyor; işveren para için işçiyi çalıştırır işçi para için çalışır ve işçi kendisinin çalışarak ürettiğini işverene para vererek satın alır. İşte sizin saçmalığınız! Ne kadar sert ve acımasız. Üretimden veya gerçek maldan ziyade sadece bir aracı olan paraya daha çok önem veriyoruz. Ve para esasında borçtan doğmaktadır. Dünyadaki bütün borçlar aynı anda ödenip kapatılsa, yeryüzünde tek bir kuruş para kalmayacaktır. Parasal sistemin başında oturup, musluğu tutanlar nüfusun sadece %1'ini oluştururken dünyadaki tüm mal varlığının da %40'ından fazlasına sahipler. Alın size demokrasi ve eşitlik saçmalıklarınız. Peki biliyor muydun? Tüm bu yasalar, kanunlar, adalet ve her ne zırva ise artık, hepsi %1'in menfaati için uydurulmuş, elitlerin çıkarlarını gözeten şeyler olduğunu? Bu antik roma'dan beri böyle işliyor.
Venüs Projesi enerji üretimi.
Yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalıdır.

Siz hiç uçak yapan ya da bir hastalığa çare bulan, gerçekten insanlığa fayda sağlayan bir siyasetçi, politikacı tanıdınız mı? Ben tanımadım.

Belkide İçinde var olduğumuz sistem sosyal evrimin sadece basamaklarından bi'tanesidir. Bunu kestirmek güç, çünkü çok uzun bir dönem ve çok azımızın hayal edebileceği zaman dilimlerinde gerçekliyor sistem devrimleri. Fakat emin olduğum insanlık tarihi için önemli bir dönemde yaşadığımız ve tanıklık ediyor olduğumuzdur. Bilim, siyaset ve politika gibi kibirli değildir, kendi doğrusunu asla bir din ya da siyasi otorite gibi kült ve dogma kabul etmez, kanıtladığı doğrusunun dahi içerisinde yanlış olabilme ihtimalini ihtiva eder.
Venüs Projesi'nde limanlar.
İnsan hayatı kolay, özellikli ve ergonomik olmalıdır.

En azından sistem içerisindeki ön uyanışı sağlayabilirse insanoğlu çok sonraları gerçekleşecek sistem devrimleri sayesinde türünün devamını mutlu ve huzurlu, daha önemlisi hakettiği düzeyde sağlayabilir belkide.
Bağımlılığın en önemli belirtisi inkar etmektir. Ve bağımlılar robottan farksız, ruhsuz, duygusuz ve yine en önemlisi empatiden yoksun kişilerdir. Günümüzdeki sistem bağımlıları asla gerçeği görebilecek kadar gözlerini açamayacaklar. Ve bu saçmalığın devamı için bütün güçlerini kullanmaktan da çekinmeyeceklerdir...
Daha iyi bir nesil için kaybedecek bir şeyi olmayan ömürlerimizi feda etmekten kaçınmamalı ve güçlü olmalıyız. Çünkü savaş başlıyor, sistem çöküyor. Neden bir şeylere yönelmek ve araştırmak için bu yazı senin ilk kırmızı hapın olmasın?





İşte Ölüm Tarihiniz!!!

Hayatta düşünmediğimiz ne kadar çok şey var! Deriz ki ben şunu bilmek istiyorum bunu yaşamak istiyorum. Çünkü hakkımızdır her şey, yaşamak soluk soluğa da olsa kendimiz için yaşamak... Ama bugün falcılara gidenlere bişiler sormak istiyorum aslında sorum yalnız onlara değil. Yaşamının ilerisini görebilmek isteyenlere de lafım. Yani aslında hepimiz bu kategorideyiz ;) Her şeyi bilmek her zaman iyi değil derler! Geçenlerde bir kitap okudum, ilk başta saçma gelen konu sanki insanlığa yol gösteriyor gibiydi. Bir kız küçüklüğünden beri insanların gözlerinde bazı rakamlar görüyor, bunu annesinin ilgisini çekebilmek için sesli söyleyip dururmuş. Bunun güzel bi'şey olduğunu sanırmış ta ki annesinin gözlerinde gördüğü rakamların denk geldiği tarihte annesi ölene dek... Evet bu kız insanların gözlerine bakınca onların ölüm tarihini görüyormuş. (11022013 şeklinde mesela) İnsanoğlu işte, her şeyi merak ederiz ilerde ne olacak, ne zamana kadar yaşarım diye. O kızsa bunu farkettikten sonra insanların gözlerinin içine bile bakamaz olmuş. Hepimiz öleceğimizi biliriz ama her an bu düşünceyle yaşamayız, her gece yarını yaşamak garanti gibi planlar yapar, hayaller kurarız. O kızsa her an sevdiklerinin gözlerinde onların öleceği günün yaklaşmasını beklermiş. O kızın yaşadığı bir tereddüt vardı; tarihini gördüğü insanlara bunu söyleyip az kalmış zamanlarını güzel şekilde istediklerini yaparak geçirmesine izin vermek mi, yoksa onların ölüm duygusunu bekleyerek delirmelerini önlemek için tarihini onlardan saklamak mı? İşte ince bir çizgi, şimdi hayatını zamanını boşa harcayan bizler olsak bize söylenmesini mi isterdik yoksa söylenmemesini mi isterdik? Ya da öylesine okuduğumuz bir yazıyla yaşamın tadını yeniden almanın farkına mı varırdık.. ;)




Size Eksik Olduğunuzu Hissettiren Adam!!!!


Bugün bir çoğumuzun tanımadığı birinden bahsetmek istiyorum. Hayata sürekli bezgin bakmamız kendimize gelmemizi bize söyleyen bir sürü insan var çevremizde, onları dinliyor muyuz peki? Tabiki de hayır! İçimizden hep o nereden bilir benim kadar berbat durumda değil, benim yaşadıklarımı benden daha iyi kimse bilmiyor deriz değil mi? Hepimiz dışa yansıtmasak da böyle hep ilk, en önemli olduğumuzu hissetmek isteriz. Elbette bu o kadar da kötü bir şey değil, herkesin yaptığı iyidir nasılsa. Ama o kadar küçük şeylerle bize bahşedilen yaşamı boşa harcıyoruz ki… Bu haksızlık derken hep kendi adımıza aslında en büyük haksızlığı biz yapıyoruz maalesef. Hepimizin suçu bu işte hayatlarımızı öldürüyoruz.. Hem de bile bile sızlanmak ve daha iyisi önümüze gelmedi diye. Hep daha iyisini gören gözlerimiz bizim sahip olduklarımıza sahip olamayan ama yine de bizden daha mutlu olan insanları görmüyor nedense. Böyle çok insan var ama hep yukarı çevrilen başlarımız yanıbaşımıza bakmaya tenezzül etmiyor işte. Bu yazıyı okuyan pek çok insan Nick Vujicic ten daha iyi durumdadır sanıyorum, belki de daha kötü… Ama önemli olan daha iyi ya da daha kötü durumda olmak değil zaten sahip olduklarınla gülümseyebilmek. Günümüzde yüzünde çıkan küçük bir sivilceyle dünyaya küsmek, görsellik için geçirdiği yılları estetik amaçlı sildirmek gibi daha önemli dertlerimiz var sanırsam...! Nick kol ve bacak yoksunu olabilir, ama hepimizin Nick ten daha büyük yoksunlukları var. Değer bilmek,insaniyetli olmak, cesur olmak ve belki de en önemlisi mutlu olmak; bunlar Nick’in değil bizim yoksunluklarımız…
(Nick Vujicic i merak edenler için Türkçe altyazılı bir videosu)






En Son Neyden Vazgeçtiniz ???


Bazen size arkasını dönen insanlar çıkar karşınıza ona kızarsınız ama nedense daima yanındasınızdır onun…Çok eski zamanlarda bir prenses varmış, herkes onun yanında olmak için her şeyi yapar arkadaşı olmak istermiş.Ama prensesin garip bir ünü varmış ona yaklaşan herkese arkasını dönermiş, öyleki onun yüzünü görebilmek arzusuyla saraya uzak diyarların prensleri gelir ama onun yüzünü göremeden üzüntüyle sarayı terk ederlermiş.Her prens onu saraya girmeden görüp beğenmediğini sanırmış,prensesi kibirli görürlermiş.Saraya gelen tüm prensler kendi yakışıklılığına beğenilmeye o kadar kafayı takmış ki prensesin sakladığı asıl gerçeği görememişler.Ama biri hariç Uzakdoğunun akıllı prensi prensesin arkasını ona dönmesine inat yanında olmuş,kendi egosu için değil prenses için kalmış.Prensese hiç dönmese de yüzünü,buradan ayrılmayacağını söylemiş,bunu duyan prenses ağlamaya başlayıp yüzünü ona dönmüş,prensesin yüzünün sol yanağında kocaman bir yara varmış.Meğerse prenses bu yara yüzünden kendini açmamış kimseye,kendini seveceği insanın gözünde acınarak görünmemek,onun hep daha güzelini isteyeceğini düşündüğünden kibirli diye itaf edilmekten çekinmemiş.Hayat böyledir kendi egolarımızla o kadar meşgulüzki o kadar dışsallıklarla ruhlarımızdan vazgeçiyoruzki yaşamın bize sunduğu asıl güzellikleri ıskalıyoruz.Prensesle prens çok mutlu olmuşlar,gerçek aşkın gözyaşlarıyla yıkanan yara yokolup gitmiş,ayparçası gibi olan prenses artık hep başı dik yürüyormuş.Bu mutlu sonla biten bir hikaye önemli olan sizin hikayeniz,siz hangi güzellikleri es geçiyor,gerçekten sizin olanlara yüz çeviriyorsunuz?Hikayenizde mutlu sonlar ;)





13 Uğurlu Sayınız mı ???


Yaşamımızı sınırlayan pek çok şeye kucak açıyoruz hepimiz hem de seve seve. Mesela batıl inançlarımızla kafesliyoruz kendimizi.Tahtaya vuranlar, merdiven altından geçemeyenler, siyah kedilerden köşe bucak kaçanlar sizlerden bahsediyorum… Garip ve ironik olansa bizi zehirlediğine emin olduğumuz GDOlu besinlere karşı, hepimizin bildiği zararlı içecekler, biricik yol arkadaşlarımız sigaralarımızın sisinde kaybolmak da bu tür tabular oluşturabilseydi keşke… O zaman hayat bizim için daha korkulur olabilirdi ama tabiî ki daha uzun sağlıklı bir hayat olurdu. Gece sakız çiğnenmez, tırnak kesilmez vsss.. Bütün ‘mezzz’ le bitenleri bilirken neden bazı şeyleri  bilmemezlikten  gelmek bu kadar cezbedici geliyor bize? Tabi şimdi hastalık dercesine gelenlerden bahsetmiyorum, tabi tavuk gribi ve türevleriyle kendimizce tabular kurduk (geçici bir süre) ama keşke insanlık olarak unutkan varlıklar olmasak. Bazı şeylere tabu koyabilsek onlara olduğundan daha korkunç hale getirebilsek fena olmaz yani Belki bir gün olur. Herkesin masum inanışları vardır sizin batıl inancınız; tabunuz ne? ;)





Aynadakine Bir İyilik Yap :)

Hey sen yaşamın kopukluğunda içi titreyen hayatta bazen kaçacak yer ararken kendini unutan biricik insan... Hiç birimiz aynaya yakın değiliz, kendimize, bize dıştan bakanlardan daha uzağız aslında..Garip, ironik değil mi? Aslında sen gülümsediğinde herkes gülümsüyormuş... You Smile I Smilee :) Hayatımız kendimize hayatımızı zehir etmekle geçiyor, takıntılarımız, bizim sorunlarımız, bizim acılarımız, hep her şey bizim ama bir tek biz bizim değiliz... Yeni isteklerle dolu yeni bir yıla girdik hep ben diyen ama hep başkalarının arzularını içeren dileklerle çevirdik dört yanı, ne kadar da biz desek de.. Hep bir sevgilinin, ailenin, belkide azılı bir düşmanın peşinde geçiyor yaşamımız... Durun durdurun bir anlık yaşamınızı hayatınızı sadece bir anlığına düşünün, istedikleriniz sizin mi her şey sadece sizin için gerçek mi; yoksa sadece yaşamınızı buzlu camlar arasından izleyen insanlardan mısınız? Kulaklarınızı tıkamayın kendinize dinleyin ruhunuzu acı çekerken, içinizin kavrulduğunu sandığınızda, kuş gibi çırpınırken mutluluktan ya da yüzünüzü gözyaşlarınızla yıkarken her şeye sebep olan o buzlu camı kırın... Eminim kalbiniz delicesine bunu yapmanızı isterdi, bu gece hayat geçici olarak derin uykusuna dalarken siz olun yaşamınızın ay ışığı... Bir kereliğine gerçekçi olun, kendiniz için bir şey yapın. Bu yeni yıl her şeyiyle sizin olsun kendinize birazcık bencil olun. Yapmak isteyip de ertelediğiniz ( ilk aklınıza gelen ;) ) şey ne ise bu sene yapın yeni yılın ilk günü, ilk saatlerinde başlayın... Geçen yıl hayatı bekletmemek için çok şey yaptınız  bu sene hayatın sizin için bir şeyler yapmasına izin verinnn ;) İyi seneler, bu sene sizin, benim, hepimizin yılı olsun...